‘Türkiye ev hemodiyalizinde Avrupa’da 2’nci sırada’

Türk Nefroloji Derneği tarafından ev hemodiyalizinde 1’inci ve bininci hasta buluşması gerçekleştirildi. Gerçekleştirilen toplantıda, Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Alaattin Yıldız, Ankara Şehir Hastanesi Nefroloji Kliniği Eğitim ve İdari Sorumlusu Prof. Dr. Fatih Dede ve Prof. Dr. Ercan Ok konuşmacı olarak yer aldı.

Uzmanlar pandemi sürecinde risk grubunda yer alan kronik böbrek hastalarının evde hemodiyaliz tedavisi alarak hastaneye gidip gelmeden, riskli ortamlardan uzak durduklarını ve bu şekilde hem yaşam kalitelerini hem de yaşam sürelerini artırdıklarını ifade etti. Toplantıda, böbrek yetmezliği hastalarının yaşam süresini ve yaşam kalitesini iyileştirmek için yapılan tedavi seçeneklerinin ve ev hemodiyalizi kullanan hastaların deneyimleri paylaşıldı.

Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Alaattin Yıldız, kronik böbrek yetersizliğinin ileri aşamasında önemli bir tedavi olan hemodiyaliz işleminin Türkiye’de 70 bin civarındaki hastaya uygulandığını ifade ederek, hemodiyalizle yetersiz çalışan bir organın fonksiyonunu yerine koyma tedavisinin ev gibi sıcak bir ortamda gerçekleştirilmesinin mümkün olduğunu belirtti.

Yıldız, Türkiye’de son 10 yılda ev hemodiyalizi tedavisinde önemli gelişmeler kaydedildiğini belirtti.

Ev hemodiyalizinde hastanın istediği zamanda ve uzun süreyle diyaliz işlemi uygulaması olduğunu kaydederek, “Uzun süreli diyaliz uygulandığı için temizleme oranı yaklaşık 2 kat artıyor. 4 saat yerine 6-8 saatte vücuttan su uzaklaştırıldığı için tansiyon düşmesi gibi problemlerle karşılaşmıyoruz. Hastanın kalbi, beyni yorulmuyor, damarları iyi korunuyor. Daha fazla temizleme sağlanıyor. Böylece kullandığı ilaç ihtiyacı azalıyor. Bu avantajları nedeniyle yani yavaş ve daha uzun soluklu diyaliz yapıldığı için bu hastalarda beklenen yaşam süresi de kadavra nakline yakın olarak söyleniyor. Burada en önemli şey kişinin damar yoluna giriş konusunda eğitim almasıdır. Diyaliz setlerinin bağlanması oldukça kolay bir işlemdir ancak damar yoluna giriş konusunda hastaya veya bakımıyla sorumlu olan kişiye diyaliz merkezinde yaklaşık 2 aylık bir eğitim veriliyor. Alarma sistemleri var. Hasta bu eğitimi aldıktan sonra uzun vadede çok az problem yaşanıyor” dedi.

Yıldız, ev hemodiyalizi kullanımında son 10 yılda artış yaşandığını söyleyerek, “Bunu gururla söyleyebiliriz. Türkiye şu anda ev hemodiyalizinde Avrupa’da 2’nci sırada, dünyada da 5’inci sırada yer alıyor. Bütün gelişmiş ülkeler burada ön sırada. Türkiye bu konuda hızla yükseliyor. Çok yakında İngiltere’nin de önüne geçeceğimizi düşünüyorum. Ev hemodiyalizinde vatandaşın karşılaması gereken sadece artmış bir su masrafı oluyor ki onda da birtakım indirimler yapıldığını biliyorum. Onun dışında vatandaşımız ev hemodiyalizi için herhangi bir ücret ödemiyor. Pandemi de diğer hastalarda olduğu gibi diyaliz hastaları için de önemli. Diyaliz hastalarında ölüm riski daha yüksek. Pandemi sırasında diyaliz hastaları oldukça etkilendi. Bu anlamda da ev diyalizi daha avantajlı. Çünkü daha izole olabiliyorsunuz. Oysaki merkez hemodiyalizinde bulunduğunuz ortamda birçok diyaliz hastası olduğu için orada hastaların birbirine hastalık bulaştırma riski söz konusu olabiliyor. Evde yapılan diyaliz tedavileri bu anlamda avantajlıdır. Ev diyalizi son derece seçkin bir tedavidir. Aile ortamında kendi evinde yapılan bir tedavi. Evdeki tedavide süre daha uzun olduğun için vücutta üremik toksinlerden temizleniyor. Bu avantajları nedeniyle beklenen yaşam süresini uzatıyor” diye konuştu.

Ankara Şehir Hastanesi Nefroloji Kliniği Eğitim ve İdari Sorumlusu Prof. Dr. Fatih Dede, klinik olarak pandemi döneminde de diyaliz hastalarına tedaviyi uyguladıklarını ifade ederek, “Özellikle pandeminin ilk döneminde kronik böbrek hastalarının hastaneye ulaşım sorunları oldu. Kısıtlamaların getirdiği durumlar, hastaların korkusu, bazı yasal engellemeler nedeniyle hasta sayımızda bir düşüş oldu. Ama biz mutlaka gelen hastaları evde tedavilere yönlendirdik, bunu yapmaya çalıştık. Evde tedavinin bir önemli basamağı da hastanın tedavisini tamamen sağlıkçı nezaretinde olmadan kendisinin üstlenmesi gerekiyor. O yüzden havuzdaki bütün hastalara bunu yapamayız. Belli kontrol edemediğimiz denilen bir hasta grubu da var. Hastalarımızın sağlık okur yazarlığına baktığımız zaman bu tür tedavilerde genellikle sağlıkçının başında olmasını istiyor. Tedaviyi üstlenme konusunda biraz çekingen davranıyorlar ama evde tedavisini yapan herkeste ortak özelliktir. Bu tür tedavilerden vazgeçmek istemezler. Ev tedavileri pandemi döneminde istediğimiz oranda artış olmadı. Biz bakış açısı olarak bunu zaten destekliyoruz” dedi.

Prof. Dr. Dede, diyaliz merkezlerinin özellikle kamu bünyesinde olanlarının, diğer ayaktan ve yatan hastaların da olduğu birimlere komşu fiziki yapıda olduğunu belirterek, “Bu nedenle yakın temas ve bulaş açısından merkezde diyaliz daha yüksek riskli görünmekte olup; yapılan çalışmalarda da bu gösterilmiştir. Covid-19 sıklığı merkezde diyalize giren hastalarda farklı ülkelerde yüzde 25-35 arasında iken, evde hemodiyaliz ve periton diyalizi olan gruplarda daha düşük sıklıktadır. Ölüm oranları da keza diyaliz hastalarında tüm dünyada ve ülkemizde yüzde 30’lar civarında olup, evde tedavi olan grupta bu oranlar daha düşüktür. Ankara Şehir Hastanesi evde hemodiyaliz hastalarında Covid-19 tanısı olan hasta sıklığı yüzde 18 olup, Covid-19 nedeniyle kaybedilen hastamızın olmaması çok sevindirici bir durumdur. Ev diyalizi uygulamasının hasta sağlığı, yaşam kalitesi ve ülke ekonomisi için oldukça yararlı olacağını ve zaman içerisinde yaygınlaşması gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

Ev hemodiyalizinde 1’inci hasta Cengiz Yelegen (56), toplamda 28 yıldır diyaliz tedavisi olduğunu, 16 yıldır da ev hemodiyalizi kullandığını söyledi. Merkezde tedavi görürken hemşireler aracılığıyla ev hemodiyalizi hakkında bilgi aldığını ifade eden Yelegen, “Merkezde diyalize girince gündüz tüm gün iyi geçmiyordu. Ev hemodiyalizi ile daha kolay oldu. Evde diyalizi uygulandığımda gece boyu kullanıyorum, gündüz de işlerimi halledebiliyorum. Daha önce ilaç kullanıyordum. Şimdi hiçbir ilacı kullanmıyorum. Cilt rengimde daha iyiye giden değişiklik oldu. Kendimi daha iyi hissediyorum. Merkezde 4 saat diyalize girerken, evde 8 saat diyalize girmiş oluyoruz. Uzun süre diyalizde kalmak daha iyi. Evdeyken istediğin saatte kendini ayarlayabiliyorsun, programını yapabiliyorsun. Hastanede belirli bir saat veriyorlar o saatte orada olman lazım ama evde olunca istediğin saate diyalize girebiliyorsun. Çalışan birisi gece diyalize girip, sabah işine gidebilir” dedi.

1 yıldır ev hemodiyalizi tedavisi gördüğünü söyleyen ev hemodiyalizinde bininci hasta Ümmühan Uysal da (43), “2 yıldır diyaliz hastasıyım. 1 yıldır hastanede tedavi oldum, 1 yıldır da evde diyaliz tedavisi alıyorum. 3 çocuk annesiyim. Evde diyaliz için eğitim aldım, çocuklarım da yardımcı oluyor. Hayatımı düzenli bir şekilde yaşamaya çalışıyorum. Evde kendim yapmayı öğrendim. Tedavimi evde yapıyor olmam her şeyimi düzene doktu. Ev hemodiyalizi için hiçbir ücret ödemedim” dedi.

Doğuştan görme engelli Özgür Ekim (33) ise, 15 yıldır kronik böbrek yetmezliği hastalığını olduğunu söyleyerek, “Diyaliz seanslarım boyunca annem bana yardımcı oluyordu. Yaklaşık 3 aylık bir eğitimden gördük. 4 yıldır ev hemodiyaliz tedavisi görüyorum. Merkez diyaliz tedavisine uzun süre devam etmiş birisi olarak merkez diyalizi ile ev hemodiyalizi arasındaki farkı çok iyi ayırt edenlerden birisiyim. 2012-2018 arasında merkez diyaliz tedavisi gördüm. Örneğin ikisinin arasındaki fark ten olan olumlu değişimler. Bunu etrafımdaki insanlar defalarca dile getirdiler. Onun dışında nefes darlığı ortadan kalkıyor. Yürüyüş performansı değişiyor. Kısacası sosyal ve çalışma hayatımız son derece düzene giriyor” dedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.